3 Mart 2013 Pazar

dünya ahiret bacımsın #3 -yalan konuşmıyım şimdi...

Eniştem ve babamın teklif ve ısrarlarıyla otele gittiğim ilk günleri hatırlıyorum da, ne gerilmiştim. Bir kere adamların namını duymuştum, nasıl hayatlar yaşadıklarını az-çok biliyordum. Otel ortamından az buçuk haberim vardı; peki ben bu bilmediğim dünyada ne yapacaktım?
Cevap sadece dört-beş günde peyda oldu kabak gibi. Hiçbir şey yapmama gerek yoktu. Patron Kızı olsam da sadece müşteriler fazla indirim isteyince "patron kasada oturuyor, o izin verirse olur" cümlelerinde yer alıyordum. Herkes işini biliyordu, bana iş düşmüyordu. Pek sıkı-fıkı olmama gerek yoktu. Ben sadece müşterilere prosedürleri okutup, imzalatıp, süre tutup, liste yazıp, para alıyor, kasaya bakıyordum.
İşin garibi onları ve onların genel anlamda hayatlarını, kadınlarla ilişkilerini sorgulayacağımı, garipseyeceğimi tahmin bile etmediler. Normaldi onlar için, bu ortam için alışagelmişti. Ben de bunu kabullenmeliydim.

Kız gelicek dendiğinde belli ki onlarda gerilmişlerdi ilk başta. Ama benim sessiz, işlerine pek karışmayan, yavşamayan, pek de kafa dengi olmadığımı gördüklerinde aslında rahatladılar.
"Afferin kız!" dedi misal bir keresinde Yaş Yetmemiş. "Tanımadığım için korkuyordum, kız çocuğu niye yolluyor baban diye. Ama anladım şimdi." dedi.
"HIH ! PARDON? O ne demek yaaw" oldum tabi ben.
"Babanız, ananız iyi yetiştirmiş sizi" dedi Baklavalı Hödük.
"Ne salak kızlar var di mi? bu kadınlar niye bu kadar salak?" dedi Temiz Kalmış Hayret. Beni o kadar başkalaştırmıştı ki o kızlardan, cinsiyetimin kadın  olduğunu farketmemişçesine soru soruyordu.
"İşte bacım, bazı kızlar böyle. Aranır. Bak kendine, ablana... Size niye yavşamıyorlar, çünkü öyle davranmıyorsunuz. Ama böyle davranana da istediğini vermek olmaz mı be abisi :) " dedi Pezo.

Yani ordaki adamlar bana "DÜNYA AHİRET BACIMSIN" dedi.

Bunlar benim ben olduğu için oluşan sebeplerdi. Yani davranışım karşılığında gördüğüm tepki.
Ben bir nevi "Something Borrowed" dan Rachel'dım. Hiçbir zaman Darcy olamıcak.
Ben "Pride and Prejudice" dan Elizabeth'dim. O küçük kızkardeşlere asla benzemeyen.

İşte bir de madalyonun öbür yüzü var. Benim sebep olmadığım tepkiler. Bu adamlar, turistler karşılarında bir Adriana Lima vardı da, bir Bar Rafaeli arz-ı endam etti de mi bakmadılar hayır.
İşte kabus geliyor; Şişman olduğumu, çirkin olduğumu, kadınların da odun olabildiklerini ben o yaz öğrendim. Bunlarla öyle acı yüzleştim ki, şu namuslu kız laflarıma bakmayın. Her kadın bakılmak, hoşlanılmak ister. O tepkilerle ne yapacağı kimseyi ilgilendirmez ama gelsin işte o reaksiyonlar. Ben bana gelse buruşturup çöpe atardım ama gelmedi... Bir sezon boyu iki elin parmaklarını geçmedi... Lan ne bozuldum biliyo musun???
Gerçekten gururu kibire bulayan ben güzel rol yaparım. Bu yöndeki şakalarına, şişmansın denmelere, çirkinsin imalarına hiiiç aldırmıyor gibi yapabildim... Önümde sıra sıra dizilen mankenden bozma ablaları kıskanmıyor gibi durabildim.

Ben kıskançlığımı da çok güzel denetim altında tutarım. Biz de biliyoruz o sinire bir kapılıp da "Ben bu kadını var ya...." ile başlayan cümlenin devamını doldurmayı, kendime gitgide gaza vermeyi... Ama kıskançlık pek bana göre değil işte napalım... Amma velakin kendimi onlarla kıyaslamak ve sonucunda hep yenilmekten gınaa da gelmedi değil. Sadece İran'lı kadınlar moralimi düzeltebiliyordu... Çok eğlenceli ve bir o kadar sinirler. Onlardan da uzun uzun bahsedeceğim ama onlar bile benim dış görünüşüme bir katkı sağlayamadılar.

Sonuç itibariyle; iç güzelliğin fasa-fiso, edepli adaplı kız isteklerinin laga luga olduğu bir dünyadan ağır ego yaralarıyla ayrıldım. O yüzden işte adamlar bana "BACIMSIN" dediler.

2 Mart 2013 Cumartesi

bizim tayfa #2


Bizim tayfanın müşteriyle arası çok iyiydi. Hatta fazla iyi. Meslekten çok zevk haline gelmiş meslekleriyle mutlu bu 10 adam bir-nevi hobileriyle zevklerini birleştirip müthiş bir iş sahası bulmuşlar. Otellerde farkettiniz mi bilmem ama, otel çalışanı değil de otel içinde özerkliğe sahip mekanlar (kuaför, sauna, hamam, su sporları gibi) çok eğlencelidir. Çalışanlar mutludur, bir nevi vur patlasın çal oynasın havası mevcuttur. Herkesin yüzü güler. 
Yazları otelde çalışayım, karı-kız götüreyim, aynı zamanda tatil yapayım diye düşünen nice gencimiz bell-boy, animatör, komi gibi yanlış meslek dallarında burunlarından gelmiş cehennem gibi bir yazla harap ve bitap düşmüş gördük. 
Bizim tayfa eğlenceli, flörtöz, kendine güvenli idi. Müşteriler sohbet etmek için bile gelirdi. Bizim adamların kolay kolay kimsenin ayağına gitmesine gerek kalmazdı. Cool takılan bu abilerimiz sayesinde "hasretini çekmişlere, tazeyken dul kalmışlara, alı-gülü solmuşlara" tatilde güzel zaman ve biraz da göz süzme, hoş sohbet imkanı sağlanırdı.
Pavyon işetmiyorduk herhalde gözünüzün önüne öyle bir ortam gelmesin. Evet birbirine yazan, yatan durumları vardı ama herkesle değil, her zaman değil; ayda bir falan :) Ama flörtöz davranırlardı herkese. Yaşlı teyzeye de genç kıza da. Onlarla sohbet etmek insanın hoşuna giderdi. Masum ve eğlenceli vur-kaçlar yani.

Bizim tayfanın kalanını tanıtayım. Bundan sonra anlatacağım olaylar, gözlemlediklerimin hep boşrol oyuncuları onlar çünkü.
*Temiz Kalmış Hayret; Öyle bir sektör için temiz kalmış bir çocuktu bu. Dürüst, çalışkan, namuslu, güvenilir... Diğerlerine yazan kadınlara, basit ablalara gıcık olurdu, flört etmeye çalışanlarla bariz alay ederdi. Fiziksel bir kusuru da yoktu. Boyu azcık kısa ama gayet hoş, yeşil gözlü, kumral, kaslı falan bir çocuktu. Sevmeye, aşka, bağlılığa inanırdı. Orada bulunduğum süre boyunca en sevdiğim vatandaş kendisi olmuştu. İlerde iyi bir kaptan olacağına emin olduğum bu vatandaş beni şaşırtmıştı sezon boyunca.

*Tüy Siklet Uçuk; Tam bir tüy sikletti bu çocuk. 50 kilo yoktu öyle diyim :) Ama aynı zamanda kaslı da. Nasıl oluyordu da oluyordu çözemedim ama bu deniz insanları komple kaslı oluyor yaaa. Samimi, eğlenceli, hoş sohbet bir gençti. Evli olmadığından, aldatacağ bir sevgilisi olmadığından diğerlerinin aksine bunun kızlarla flörtleşmesinde hiçbir sakınca yoktu. Çok da casonova tipli olmadığı için itici değildi. Ama evet tipten kaybediyordu. Sabah kahve içer, öğlen bir dilim ekmek ya yer ya yemez, tüm gün çay-kahve-sigara akşam alkol geçen bu zavallı bedene gıcık olurdum çünkü şişmanlığımı yüzüme tokat gibi vururdu !

*Alman Sürgünü; Almanlarla milliyet üzerine girdiği bir kavgada yakalandığı için sınır dışı edilmiş bu gurbetçi abimiz gayet saygılı, sınırını bilen, yalnız ve biraz da sessizdi. İnfoya çıktığı için kadınlarla ne seviyede ilişkileri olduğunu ben hiç görmedim.

*Tedarikçi Bulldog; Ben bu adamdan çok korkmuştum lan. Yüzü ciddi anlamda bulldog lara benziyordu, karalamak için demedim. Yanında şeker mi şeker golden ı olurdu. Arada uğrardı bize. Bizimkilere malzeme tedarik ederdi. Hakkında daha fazla yorum yapmak istemiyorum, zira tırsıyorum.

*Foto- Yav-ŞAK; Fotoğrafçılar da aynı biz gibi otelde özerk yaşayan kurumlardı. Bütün gün otel çevresinde gezip müşterilerin fotoğraflarını çekerlerdi, isteyen sonra dükkanlarından bastırabiliyorlardı. İki tanesi bizim bölgede çok gezerdi ve şelale turlarında bizimkilerle çıkarlardı müşterilerin fotolarını çekmek için. Bu vatandaş da biraz cıvık bir arkadaşımızdı. Pek hazetmediğim doğrudur. Tipi fena değildi gerçi ama niyeyse flört konusunda o kadar da başarılı değildi.

*Foto Yerden Bitme; Boyu kısa olduğu için böyle söyledim ama kötü hissettim lan kendimi... Nryse bir soğuk su içeyim, geçer. Bu abimiz gayet normal bir adamcağızdı. Yani flört etmek isteyen olursa eyvallah, olmazsa aranmıyorum zaten gibisinden. Sohbet etmek istediğinde gayet ciddi, derin sohbetlerimiz olmuştu. Nişanlısı tarafından aldatılmış mıydı emin değilim ama hala kalp acısı çeken biriydi.

*Veled'ül eyvah; bu saydığım çalışanların mesleklerini de anarım bir ara ama ayak işine bunlar bakmazdı. İki veya üç tane liseli veled çalışırdı bizle. Bu dediğim illallah dedirtecek bir çocuktu. Durduğu yerde durmazdı, zibidinin teki. Sınıfta kaldığı için babası ceza niyetine yollamıştı bize. Zengin aileden gelen bu sorunlu çocuk azcık sohbet edince aslında iyi biriydi. Sorunlarını bu hiperaktif maskeyle gizlediğini elbet ki görmüştüm.

*Ne Vereyim Ablama; Rus infocumuz bu ablaydı. Kendisi Yakut Türküydü. Bir adet 15yaşında erkek çocuk annesi bu ablamız bizimle 2 ay gibi bir süre çalıştı. Ben hariç çatımız altında tek kadın bu olduğu için renk katmıştı sağ olsun. "Rus musun Ukraynalı mı?" dediklerine kızar, Türk'üm ben de derdi. (Ama be ah abla bizim Türklerin gözündeki Rus imajına uygun davranıyordun, millet napsın?)

Bu saydıklarım dışında sayısız turistle muhattap oldum. Eğlenceli zamanlardı. Hayatımda en eğlenceli geçen yazlardı. Bu kadar insan içinde olduğum başka bir dönem yok. Ailecek kayıplarımız oldu. Dublex evimizi, ticari aracımızı, plakamızı kaybettik. Bankaya olan borç sebebiyle sattığımız sanayideki dükkan herhalde sadece faizlere gitmiştir. Hala borçlu, hala zor durumdayız. Ama o günleri gülerek anımsayacağım şeyler de oldu. Ben size işte bu güzellikleri anlatmaya, kadın-erkek ilişkilerine bakışımı aktarmaya geldim buraya. Kısaca tanıtımımızı yaptıktan, karakterleri tanıdıktan sonra gelişme kısmına geçebiliriz artık.

20 Şubat 2013 Çarşamba

bizim tayfa #1

Daha önce de söyledim. İki yazım Antalya/Kundu'da bir otelin su sporlarında geçti. Biri ablamın eşi olmak üzere 10 devamlı çalışan adamla ve bir sürü müşteriyle muhattab oldum.
Birinden bahsettim zaten;
*Evli Ama Bir O Kadar Özgür (kısaca; Evli Özgür); Sorunları vardı bu adamın evliliğinde. Aslında karısını çok sevip, resmen ona ceza diye, bilemediğim bir aşağılık kompleksinden dolayı kadınlarla oynardı. Flört etmek hoşuna giderdi ama görev gibi yapardı. Belki de kabul görmek, övülmek, beğenilmek istedikleriydi. Niyeyse sadece bunda "karısına aşık" duruşu görürdüm. Kaçamaklarından eşinin haberdar olmasından en çok o korkardı. "Eee niye aldatıyor madem karısını?" derseniz de haklısınız. Ama salt iyiliğin, salt kötülüğün olduğuna inanmıyorum ben. Olaylar yavaş yavaş zamanla gelişiyor. Evde neler oluyor bilemeyiz tabi !!!

*Baklavalı Hödük; Balıkçıydı bu adam. Esas mesleği balıkçılık olup, yazın da sürat teknesi kullanırdı.

Yaklaşık olarak böyle bir vücudu vardı. Sadece gögüsleri azcık indirin, o indirdiğiniz havayı kollara/pazulara ekleyin. Ama  tabi bu babyface'i unutun. Töbe yarabbim çok çirkin bir abimizdi. Robocop gibiydi biraz. Tam olarak Rus mafayası filmlerindeki kötü adamları düşünün. Hah, işte o görüntü. Çıkık çene, ağzına büyük gelen diş kombinasyonu, içe göçük gözler... En fenası da çene hizası kıp-kıvırcık saçları vardı.
Neyse gözünüzün önüne geldi bir figür işte. Birkaç flört olayına denk gelmişliğimiz oldu. Müthiş kıskanç bir adamdı. Eşi pastane açmak isterdi, adam "asla!" derdi. Çifte standart mevzuuna daha sonra gircez, o zaman bu adamı daha geniş ele alacağım.


*Yaş Yetmiş, İş Bitmemiş (kısaca;Yaş Yetmemiş); Kendini beğenmiş itinn tekiydi bu. Her şeyi o bilir, her şeyi o yapardı ! Bilmediği, karışmadığı, burnunu sokmadığı bir bok yoktu. Yaş durumundan pek atak değildi ama küçümsemeyin adamı. Vücut, konuşma falan tamdı. Genç görünürdü, esas tilki buydu. 16 yaşındayken Antalya'ya gelmiş bir kızı kendine aşık etmiş zamanında, kız 6-7 sene sonra gelmiş, dost hayatı yaşamışlar nerdeyse 4-5 sene. Benim orda bulunduğum ikinci sene kadına tekmeyi koydu abimiz sağolsun.

*Kötü Baba Pezo (kısaca; Pezo !); En fenası buydu. Çünkü berbat bir babaydı. Neredeyse her kadına yazardı. Kadınları eğlendiren bir tarafı vardı, yapış yapış değildi. Kadınlar istemeden onlarla flört etmezdi. Genelde dullarla ilgilenirdi. Psikolojik olarak raporluydu yanlış hatırlamıyorsam, 10yılı aşkın süredir evli olmasına karşın boşanmak istediğini söylüyor ama yapamayacağını söylüyordu, ailelerle ilgili bir şeymiş. Karısıyla görüşmez, ayrı evlerde yaşar, eşinden nefret ederdi
Kadınları tavlamak için çocuklarıyla da ilgilenirdi Pezo. Çok iyi anlaşırdı hatta onlarla. Her türlü fedakarlığı yapardı. Kendi oğlu ise (8-9 yaşında) babamı arayıp, "Babama görev ver, bu haftasonu benimle buluşsun M. Amca . Sen emir verirsen gelmek zorunda kalır, yapmak zorunda kalır.... Sen patronusun...noğlur emret yanıma gelsin....." demek zorunda kalırdı ...!

Ağır toplar bunlardı. Kalanları gelecek sayıda.
*Temiz Kalmış Hayret !
*Tüy Siklet Uçuk
*Alman Sürgünü
*Tedarikçi Bulldog
*Foto Yav-ŞAK !
*Foto Yerden Bitme
*Veled'ül-Eyvah
*Ne Veriyim Ablama....

13 Şubat 2013 Çarşamba

dünya ahiret bacımsın #2

Daha ortaokuldaydım. Ergen sorunlarım hep ailesel oldu, arkadaşlarla, okulla pek sorunum yoktu. Her nasılsa diğerlerinin ne düşündüğünü pek umursamayan insanlardanım. Gerçi insanların hakkımda kötü veya çirkin düşüneceği hiçbir şey de yapmış değilim ama olsun.
Ortaokul...Anladın işte o dönemi... Herkesin yavaştan büyümeye başladığı yer. Çocukluk bitti, ama diğer safhaya da geçilemedi... O ara dönem işte. O zamanlarda başladı sanırım "takdir aşkım". Kişiliğimde bir travma, bir hata olarak düşünüleceklerde top5'e girer. Düzgün bir ilişki kurana kadar da geçmedi bu hastalık benden.
Takdir edilmek istedim hep. Dersime çalışıyordum; o halde ailem, öğretmenlerim takdir etmeliydi. İyi bir arkadaştım, sır tutar, onları dinlerdim; o halde arkadaşlarım takdir etmeliydi. Serseri değildim mahallemdeki çoğunluğun aksine, sorunlu değildim, kötü değildim işte; insanlıktan takdirimi almalıydım.....
Ortaokul... Anladın işte o dönemi... Herkes sevgili olmaya başlamıştı, herkesin ağzında karşı cinsten biri olmak zorundaydı sanki. Hafiften flörtler, küçük oyunlar başlamıştı. Herkes herkese birilerini yakıştırıyordu. Benim gibi susan veya tarafsız kalanlara mutlaka utandırılıp itiraf koparılmaya çalışılıyor, tahminlerde bulunuluyordu. Onların etkisinden olmalı bir ara sıra arkadaşımdan hoşlandığımı sanmıştım. O kadar baskı vardı ki üzerimde "lan seviyorum da ben mi bilmiyorum acaba?"  diye düşünmüştüm. Tam o dönemler sınıfa yeni biri geldi.... "Mukadder"  Kaderdi işte. Bütün sınıf kızlarının başına gelen en kötü şey.... Bizim kız tayfa nasıl da cephe almıştı, arkasından nasıl da konuşulurdu. Eteğini kıvırırdı o, parlatıcı sürerdi, saçına fön çeker gelirdi o. Kadınsı havasını, cinsel gücünü erken farkedenler olur ya hani. O da öyleydi. Sınıftaki herkesi çocuk görür, oğlanları parmağında oynatırdı. Liseden çocuklarla görüşürdü. Bütün kızlar kıskançlıktan ölürdü....
Ya sen derseniz: Ablamdan da öğrenmedim bu taktikleri ama sanki ezelden beri içimde olan duygularım vardı;
*kıskanmam ben, kıskansam da belli etmem.
*erkekler tripten, dırdırdan hoşlanmaz, dırdır etmem ben.
*onları konuşturmasını bilirim bir şekilde.
*çocukluk etmem, olayları büyütmem, yargılamam kimseyi, herkesi dinlerim, ortamda sevilmeyen insanlarla bile iletişimde olurum.
O yüzden Mukadder'le konuşan nadir insanlardandım. O da benimle sohbet ederdi, özellikle kızları gıcık etmek için yanıma oturur, sohbet etmeye başlardı. Erken büyümüşlerdendi. Gücünün farkındaydı.
Bir gün bana gülüp "sıra arkadaşından hoşlanıyorsun, haberi var mı?" diye sordu pattadanak, beden eğitimi dersinde, banklarda otururken. Etrafa bakıp, duyan oldu mu diye üç buçuk atıp kızdım.
"ne alaka bee? ne diyorsun?"
"hoşlanıyorsun işte, inkar mi ediceksin... bana?"
"yok öle bişey !"
"iyi o zaman. sınıfta konuşulcak tek kız sensin. senin bana kızmanı istemezdim." dedi ve gitti onun yanına. Bir hafta falan sürekli yan yanalardı. Bazı dersler beni sıramdan kaldırıp onun yanına oturdu; "bu derscik ben oturayım burda, gözüm arkada pek iyi görmüyor da..."
Sıra arkadaşım, "ne gidiceksin sen yaa, gel" derdi.
Bendeki de ne gurursa, "yok yaaa, nolcak bir ders" der ve gülümsemeyle giderdim. O kızın oyununa gelmemiştim. O da bir hafta sonra sıkıldı zaten ben tepkisiz kalınca.
İçgüdü mü diyim neyse işte. O erken büyümüş bir kızdı da benimki neydi? Hayatımın her döneminde bu "karşındakinin seni utandırmasına izin verme, özellikle bir kızla bir oğlan için kavga etme, standardını düşürme" konuşması yaptım kendimle. Mukadder'le bir daha konuşmadığımı söylemeye gerek yok herhalde. Hatta düşman bile olmuştum ona. Sınıfın diğer kızlarıyla eteğinden, saçına, rujundan, öğretmenlere davranışına kadar her şeyi eleştirdim ben de...
"Gıcık işte yaaa, tam yollu kız!" 
"Kimden bahsediyorsun?" dedi pek de samimi olmadığım bir oğlan. 7-8 kişilik bir kız-erkek grubuyla okuldan sonra oturmuş, Mukadder'in çevresinde en az 10 çocukla futbol sahasında şut çekmesini izliyorduk. Bütün oğlanlar "bakalım bana gol atabilecek misin?" diye kaleye geçiyordu sırayla. Bizimki de kocaman kahkalar ve abartı el- kol hareketleriyle milleti eğlendiriyordu. Tabii minicik eteğinin her şutta açılması da cabası...
"Ondan... Baksana..."
"Nesi var ya? İyi kız..." Mukadder'den hoşlanmayıp, onu kollayan, gerçek bir arkadaş gibi davranan tek çocuktu sınıfta.
"Hımm iyidir eminim. Tek arkadaşlarının erkekler olması da garip..."
"Erkeklerle anlaşıyor demek ki..."
"Ya bırak ! Saf mısını? Olur mu öyle şey. Kızlar gıcık oluyor kıza. Oğlanlar da sadece onunla çıkmak için peşinde koşuyor..."
"Kıskanıyor musun sen onu?" gülmüştü. Çok acıtmıştıı çünkü alay etmiyor cidden soruyordu....
"Ne kıskancam bea ! Biz de kısacık etekle gezsek, oğlanlara kıvırtsak, herkese kuyruk sallasak, oynaşsak bizimde götümüzde koşardı oğlanlar !!!"
Baktı böyle, içimi okur gibi... Güldü de...
"O kadar basitse, bu kadarla oluyorsa sen de yap aynılarını. Becerebiliyorsan yap. Kıskanma !!!"

 O kadar beklenmedik çarptı ki... Hiçbir şey diyemedim... Herkes bana baktı, oğlanlar güldü ve ben cevap veremedim.
"Üff salak ! Öyle olmak isteyen kim ?" dedim ve kaçar adım eve gittim.
Hayatta birinci elden öğrendiğim ilk dersti kadın- erkek ilişkileri üzerine... Ne kadar utanmış, ne kadar fena çarpılmıştım. Canımı acıtan ise gerçekliğiydi sanırım.  Adam haklıydı. O tarz kızları eleştirmeyi bıraktım o dakka. O bir seçimdi. Bir beceri- kabiliyet meselesi... Herkes yapamaz, bazıları komik olur, bazıları basit görünür bazıları da üstesinden mükemmel gelirdi. İçinde o İSTEK , o SEÇİM, o heves, o canlılık olmadan hiçbir kız öyle davranamaz. Davrananları da kimse yargılayamaz. Beğenmiyorsan muhattap olmazsın, eleştiriler de yersizdir. Erkeklerle kim nasıl isterse öyle ilişki içerisine girer, istediği gibi konuşur, herkes arkasından "kaşar" dese de, hoşlansa da, kızıp kıskansa, bayılıp sevse de bu onun seçimi olur. Sana da b*k yemek düşer, shut the fuck up !" 

Aldığım dersle sustum, öyle davranmadım ben hiç...
Bu yüzden çoğu adam bana "dünya ahiret bacımsın" dedi...

12 Şubat 2013 Salı

dünya ahiret bacımsın #1

Pek çok ortamda, pek çok durumda, pek çok kez duyduğum veya hissettiğim bir durum bu.
"Dünya ahiret bacımsın."
"Saf ve temiz birine benziyorsun."
"Temiz aile kızısın sen."
Bazıları beni gerçekten tanıyıp söylemişti bunu. Bazıları tanıştıktan birkaç saat sonra. Biri de ilk 5dakikada söylemişti. Yüzünde kocaman bir şaşırmış ifadeyle. Öyle gülmüştüm ki surat ifadesine, "nasıl yani temiz? evet annem pek titizdir, haftada bir pencere- baca temizliği bile yapılır." demiştim. Saf-salak benim ciddi olduğumu sandı ve "Hayır yaaa, o anlamda değil. Yani Antalya'dasın ve birçok şey yapma imkanın var, diğer kızlar gibi. Ama yapmıyorsun. Bu memlekette kaldı mı senin gibisi?" dedi. Ordan  yavşama potansiyelini anladınız zaten.

Çocuk şaşırmakta haklıydı aslında, lisenin aptal bir dönemini yaşıyor ve arkadaşıma uyuyordum. Tipiktir hani, arkadaşınızın büyük hataları bile sizin için küçük kusurlardır, içiniz rahat etmese bile sırf o istedi diye bir şeyler yaparsınız. Hoşlanmadığınız çevrelerde, sevmediğiniz insanlarla bir arada bulunabilirsiniz. O gün öyle bir hipnoz halinde arkadaşımın peşinden Üç Kapılar'da takıldığı çocuk ve arkadaşıyla buluştuk. Arkadaşım sağolsun -adını; Çarpık Hatun koyuyorum (bacakları çarpıktı, dişleri çarpıktı, ahlak anlayışı ve bana davranışlarını çarpıktı çünkü) takıldığı çocuğun koluna girmiş önden yürümüş, beni hiç tanımadığım, 15 saniye önce gördüğüm adamla arkalarından yürümek mecburiyetinde bırakmıştı.O zamanlar katlanamadığım insanlara dahi hafif bir gülümseme gösterme nezaketine sahiptim. Ama tabi ki sınırlarım o kadar kalın duvarlarla örülüydü ki çocuk bana yazmaya çalışmaktan vazgeçti. Serik- Boğazkent'liydi. Yazlıkçı potansiyeli okulların açılmasıyla yok oluyor ve nerde iş bulursa orada takılarak geçirmeye çalışıyordu kışı. Ordaki yazlıkçılar hakkında pek iyi şeyler duymadım, yerli halk çocuklarını işte karşımda görüyordum.

"Temiz aile kızısın sen" dedi kocaman bir şaşkınlık ifadesiyle. (Çarpık Hatun'un yanında getirdiği kişiden iş çıkar diye ummuştu besbelli.) Kahkaham Saba Tümer'den daha ünlüdür ve ününü onunkinden daha çok hak eder gerçekçilik açısından. O gün çocukta tanıştı gülüşümle.
Ben de lafları saptırmayı, gerçeği anladığım halde lafı evirip-çevirmeyi, karşımdakiyle oynamayı bir zamanlar severdim. (Hala oyunlar oynayabildiğim dönemlerdi.) Oynadım bir müddet çünkü her ne kadar bayılsam da övgü duyunca elim ayağıma dolaşır. Sonra;
"Ne alaka?" dedim
"Antalya'dasın. Her şeyi yapabilirsin. Yapmıyorsun.. Neden?"
"Neden yapıyım ki?
"Erkek arkadaşın var mı mesele?"
"Hayır yok..."
"Bak mesela bundan bahsediyorum. Çarpık Hatun 2 saatlik yoldan bulurken sen neden yalnızsın?"
"Çarpık Hatun zaten oralı. Yazları da orada kalıyorlar. Alakasız bir yer değil yani" (sıralı sorularda cevap verme sıranız ve tepkiniz neye, ne kadar önem verdiğinizi, neye, ne kadar ilgi gösterdiğinizi ele verir. cevap sırama bakar mısınız? çocukluk işte :D )
"Hem istemekle alakalı bir şey değil bu. Kapıma kuyruklar yığılıyor da ben mi reddiyorum." işi şakaya vurmaya çalışıyordum umutsuzca. Sevmem bu tarz konuşmaları, tanımadığım insanlarla.
"İşte anlamadığın ya da görmek istemediğin nokta bu, kapına kuyruklar rastgele dizilmez, çabalarsın, uğraşırsın....Göz süzer, umut verirsin... Mesafeli durmazsın...."
Çocuk sonra baktı benden bir cacık olmaz, yazlıktaki kız potansiyelini, kimin kimi götürdüğünü, bazı kızların ne kadar basit olduğunu ve bazılarını nasıl basit tekniklerle kafaladığını anlattı 2 saat.

Sibel Can'ı tvde, konserde, magazinde, bir programda mutlaka görmüşsünüzdür. Kadın bazılarına göre güzel değil, zayıf değil, müthiş değil, karizma değil. Ama bi'şey var işte. Anladın sen onu gözünün önüne geldi işte o tavırları. Dudaklarını büzüşü, kıvraklığı, bakışı, göz süzüşü.... Biliyorsun yaa kadın "hatun" işte. İşte onun içinde olan o ateşten bende yok.Cevap buydu duyduğum bu cümlelerin karşılığı, ama söyleyemedim.

ps; alın bakın kadının haso'su Sibel Can tavırlarına.



Sınırım vardı, haddim... Öyle davranınca kendimi küçük düşürürüm düşüncesi (korkusu demiyorum bakın, korkmuyordum, biliyordum...) bana yakışmaz, elime yüzüme bulaştırırım hissi. Öyle işte... davranamadım hiç... Bu yüzden insanlar bana ortamın asılcak, hoşlanılacak kızı değil de; arkadaş, erkek gibi kız,  soğuk-mesafeli kız, dert kapısı, bir nevi 'gönül dostu füsun' , her şeyi anlatabileğimiz kız, yanında küfür bile edilebilen kız gözüyle baktılar...

Bu yüzden çoğu adam bana "dünya ahiret bacımsın" dedi...

6 Şubat 2013 Çarşamba

turizm sektöründen birkaç inci #2

Sanırım erkeklerin dış görünüşü hakkında çok rahat konuşmayı, gördüğümü beğenmeyi, beğendiğimi söylemeyi, yanlış anlaşılacağım korkusu'zluğunu otelde öğrendim. Çevremdeki herkes ama herkes bir süzmeler, bakışıyla birbirini yemeler, arkasından yapılan edepsiz konuşmalar yapınca diyorsun ki sadece lafta yaa, nolcak?
Böylece ben de ;
"Offf kıza bak be, yerler !"
 "Su gibi yaaa, güzellik..."
"O baklavaları nerde yaptın be canım, Antep ustalar seni görse tam kadro işe alır bea!"
"Ayy, gülüşüne kurban" modunda yorumlar yapmaya alıştım. Başta utanıp sıkılıyordum, yanlış anlaşılmaktan, ahlaksız- edepsiz adlandırılacağımdan, görgüsüz gibi görünmekten, abaza etiketi alacağımdan... Özellikle çevremde 10-15 adam sürekli varken... Sonra baktım yaaa millet neler söylüyor, inanmadıklarına bile, çok çirkin olanlara bile ve ayrıca asılmak için.
Benimki sadece "Allah neler yaratmış ya" düşüncesi, bir güzelliği takdir etmek içindi... Hani bir pasta yersin de "hımmm, ıh ıh ıhhh ,süper yaaaa!" der ya, ya da bir tabloya bakar, bir şarkıyı dinler gözünüzü yaşartmasına, bam telinize vurmasına izin verirsiniz yaaa. Aynen öyle.

Bu arada açıklık gelsin, kimseyi öküz gibi dikizlemedim, bu cümleleri sadece insanlar uzağımdaysa söyledim, övgü sahipleri cümlelerimi hiç duymadı, gelen geçene laf atmadım, ağzımdan salyalar akarak izlemedim kimseyi... Zaten birini -eğer dikkatimi vermişsem- 3-5 saniye bakınca baştan ayağa ne giydiğini, yüz ifadesini, yakınsa göz rengini, duruşunu vs. söylerim. Arkadaşlar bana "çok dikkatlisin" der de :) 

Neyse işte, tatiller, oteller, deniz, kumsal insanların birbirinin sırtını delebilecek kadar dikkatli izleyebileceği yerler. Herkes ama; 60'lık teyzeden, dişi ağzında durmayan amcaya kadar, çocuğundan ergenine, playboyundan yıllanmış tilkisine kadar. Durumu vahim olanlar, yeterli özgüvene, yeterli görünüşe sahip olmayanlar, yeterli atraksiyonları yapmayanlar yüksek sesle dile getirirler övgülerini. Karşısındaki duysun diye yırtınır ve %80 rezil olur. Çünkü sağlıklı flört ve başarılı bir baştan çıkarış için yapılmaz bu yaa.
Yanına gelmeden veya onun yüzüne söylemiyorsan aciz durur bu. Yapma evladım !

Bunu sadece otel çalışanları, bizim muhteşem kadro değil, herkes yapıyordu otelde elbette. Özellikle müşterilerin çalışanları gözleriyle bir soyuşları, bakmakla bitirmeleri vardı ki ben şahsen garip ve komik bulurdum. Ve tabi kibirli ve egoist bir yaklaşımda olanlar da vardı. "Benim için çalışıyor" Siz siz olun bu düşünceyle birine yaklaşmayın; acizliktir. Burnu büyüklük ve zorbalıktır. 
Adam hakkıyla sana hizmet verecek, müşteriyi memnun edecek, senin aklında neler neler. İşte bu yüzden göz önünde çalışan adamlar karizma, güzel vücutlu, hoş adamlar, kızlar güzel fizikli, güler yüzlü, hoş, çıtı-pıtı kızlar olur. Sahildekiler, can kurtaran efsanesi, infocular, resepsiyon, barmen, garson, masör ve masözler, animatörler... Kusura bakmayın ama hoş görünümlü değilseniz ve yaşınız ilerlediyse sizi saha gerisine sürerler.

Şüphesiz ki bunların içinde -bence- en karizmaları -tipleri çok müsait olmasa da karizma diye bir olay var şu dünyada- barmenlerdir. İşinde ustaysa, hoşsa, güzel gülüyor, nerde ne söylemesi gerektiğini biliyorsa bence en vazgeçilmez elemanlardır.


Videoya bakın, kadının gereksiz ve abartı çıkardığı    seslere, dazlak amcanın ağzının suyunun akışına...  Halbuki çocuk çook da ahım şahım değil. Ama bir kere  gücü elinde tutuyor :)
Bir kere ona muhtaçsın, onun işini "eeh onu beklicem, ben gider alırım" diyemiyorsun, o sana hizmet etmezse istediğini elde edemezsin. Bu yüzden show yapmaya, seni heyecanlandırmaya, senle müptelası olduğun içeçeğin arasına 3. kişi olarak girip ön sevişme yapmasına hakkı var. Bunu yaparken de ona hayran olmanız kaçınılmaz.




ps; sonradan buldum; bak bu da aynı çocuk. bu da mucizenin gerçekleştiği yer işte :)




turizm sektöründen birkaç inci

 Tatil beldelerinde, turizmin dev çarklarına yakın şehir merkezlerinde doğup büyüdüyseniz bilirsiniz. Bacasız sanayi bir ilüzyondan ibarettir. Rezervasyon ve tatil planlarınız anında başlar. Yüzünüzü görmeden sizi kandırmaya başlar "birileri" .
"Hayatınızın tatili... muhteşem balayı...  yapmazsanız ölürsünüz turları... paran varsa gitmek zorundasın memleketleri... kapitalizmin dev dişlileri..." Ve siz de erken rezarvasyon reklamları ve söylentileriyle önce hipnotize olur, acıyı zevk eyledik bakışıyla bir yıla yayılan taksitlerle hayatınızın değişmesini beklersiniz.
Tatilden dönünce hayatı çok değişen, başına mükemmel şeyler gelen var mı? Hadi amaaaa! Tabi ki yok. Tabi yaz aşkınızı hayatınızın aşkı yapmadıysanız yahut aradığınız farklı zevkler, günlük pardon gecelik durumlarsa onu da bulabilirsiniz. Onun dışında -çoğunlukla- fazla yenen yemekler, alınan birkaç kilo, belki bir sakatlık-hastalık, acıyan omuzlar, kıçınıza giren kumlar, soluduğunuz rutubetli klima...

Turizm demek zaten bu... Dev bir olay olmasına gerek yok. Hayatınızı değiştirmesini beklenemez. Bütün yıl çalışıyorsunuz, kara, yağmura, soğuğa dayanıyorsunuz... Memleketin güzelliklerinden faydanlanmak olmazsa olmaz zaten. Deniz, güneş... kim zevk almaz ki... Ama bu kadar delisi olunmasına, çok beklenti içine girilmesine, bayramlarda bile aileden kaçma vesilesi yapılması gereksiz...

Gidicen, yicen, içcen,yanıcan, soyulcan (her anlamda), eğlenicen (becerebilirsen) gelcen.. Olay bu...
Bir de Allah aşkına o kadar heves, en iyisi olsun pislikleri, 5 yıldız takıntısı sonunda tatili öğleye kadar yatak, tık diyene kadar yemek, böğğğyk olana kadar içmek, paranın yettiği kadar alışveriş durumu haline getirenlere acıyorum... Anlayışın bu mu? Vizyon bu mu bilader?
Eee pes !